10 Nisan 2026 Cuma

GEÇMİŞİN YARALARI VE TECRÜBENİN GÜCÜ

 

GEÇMİŞİN YARALARI VE TECRÜBENİN GÜCÜ

Bu gece yine oldu; eski defterler zihnimde birer birer açıldı. Geçmişte kurduğum bir cümle ya da yaptığım bir eylem... İnsan, eski hatalarını düşündükçe kendine olan sevgisini ve saygısını yitirecek noktaya gelebiliyor. Uyku kaçıyor, huzur bitiyor.

Sizinle bir olay paylaşmak istiyorum. Sosyal medya üzerinden başlayan, iftiralarla büyüyen ve sonunda fiziksel bir darbe almama kadar varan bir süreç yaşadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda; bir insanın neden sosyal medyadaki birini bu kadar kafasına taktığını, neden bu kadar ileri gittiğini sorgulamak anlamsız kalıyor. Çünkü biz eski defterleri kurcaladıkça, yeni sayfalarımız da lekeleniyor.

Toplum ve "Etiket" Hapishanesi Çevrenizde mutlaka görmüşsünüzdür: "Sen bunu yaptın, yine yaparsın." Bu tür etiketlemeler insanın özgüvenini kemiren birer zehir. İnsanları geçmişine bakarak yargılayanlara aslında tek bir şey söylemek geçiyor içimden: "Hey, sen bir insanı yargılıyorsun çünkü geçmişe hapsolmuşsun!"

Eğer yargılayan kişi dışarıdan biri değil de bizzat kendinizseniz, bu durum biraz da toplumsal kodlarımızdan kaynaklanıyor. Eğer hatalar birer "suç" yerine bizi ileriye taşıyacak birer "tecrübe" olarak görülseydi, bugün geçmişine bu kadar takılıp kalan insan olur muydu? Elbet olurdu ama bu kadar ağır bedeller ödenmezdi.

Frontal Lob ve Öğrenme Süreci Bugün bunları yazma sebebim, o gün o eylemi yaparken frontal lobumu (mantıklı karar verme mekanizmamı) kullanmamış olmamın aslında büyük bir tecrübe olduğunu fark etmem. Kim ne derse desin, bu bir kazanımdır. Bir insan aynı hatayı tekrar yaparsa, bu onun "aptal" olduğunu değil, o dersi henüz tam olarak "öğrenemediğini" gösterir.

Sonuç olarak; Tecrübeler insan için vardır. Ne kadar acı olursa olsun, her tecrübe seni yeni bir güne daha güçlü hazırlayan bir antrenmandır. Yaralarınızdan utanmayın, onları sizi daha dayanıklı kılan birer iz olarak görün.

8 Nisan 2026 Çarşamba

İnsan ve Kötülük: Bitmeyen Bir Yarışın Anatomisi

 

İnsan ve Kötülük: Bitmeyen Bir Yarışın Anatomisi

Öncelikle bir Müslüman olduğumu dile getirmek istiyorum. Bu yazıda, kötülüğün ne olduğunu ve insanın bu dünyadaki konumunu kendi inanç dünyamdan süzülen bir bakış açısıyla, sizi de sıkmadan anlatmaya çalışacağım.

Bir insan dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren kendini devasa bir yarış pistinde bulur. Henüz farkında olmasa da artık o bir yarışçıdır. Büyüdükçe bu yarışın hırsı ve hızı onu ele geçirir. Öyle bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız ki; eğer fiziksel özelliklerin bir kapıyı açmıyorsa para kazanman, paran yoksa zekanı bir silah gibi kullanman gerektiği dayatılıyor.

Peki, bu "genel kabul" dediğimiz sistemin araçları tek başına yetmediğinde insan ne yapar? İşte tam burada kötülük dediğimiz o karanlık yol devreye girer. Kişi, statü elde etmek veya yükselmek için karakterindeki iyilikten feragat etmeye, kişiliğini satmaya hazır hale gelir. İnsanlar ve toplumun dayattığı başarı kriterleri, maalesef bizi bu noktaya sürüklüyor.

Bir Müslüman olarak şunu gözlemliyorum: "Ben her şeye sahip değilim ama inanmayanlar her şeye sahip" düşüncesine kapıldığınız an, aslında o karanlık yola ilk adımı atmış oluyorsunuz. Oysa bu biraz da fıtrat meselesidir. Çok iyi bir ailede yetişseniz bile, nefsiniz "daha fazlasını" istediğinde sizi yanlış yollara sürükleyebilir.

Şahsen ben sadece huzur istiyorum. Dünyanın nimetlerine ve mallarına kendimi kaptırmaya başladığımı hissettiğimde, namaz kılarak ve bir gün öleceğimi kendime hatırlatarak dengemi buluyorum. Ne olursa olsun bu yarışın bir sonu var. Bir inanan olarak ben bunu kalbimde hissediyorum; her şeyin burada bitmeyeceğini bilmek, adımlarımı daha dikkatli atmamı sağlıyor.

Elbette bu dünyada çabalamayı ve en iyisi olmayı reddetmiyorum. Ancak kolay yoldan, başkalarını ezerek veya kötülük yaparak kazanılan bir paranın peşinde koşmaktansa; doğru yolda, dürüstçe çabalarken ölmeyi en şerefli sonlardan biri olarak görüyorum.

Burada mesele sadece bir dine mensup olmak değil; çünkü "Müslümanım" diyenlerin bile kötülük yapabildiğine şahit oluyoruz. Asıl mesele, nefse hakim olmaktır. Yani modern tabiriyle, hayvansal içgüdülerin esiri olmadan, iradeyle doğruyu seçebilmektir. 

GEÇMİŞİN YARALARI VE TECRÜBENİN GÜCÜ

  GEÇMİŞİN YARALARI VE TECRÜBENİN GÜCÜ Bu gece yine oldu; eski defterler zihnimde birer birer açıldı. Geçmişte kurduğum bir cümle ya da yapt...