İnsan ve Kötülük: Bitmeyen Bir Yarışın Anatomisi
Öncelikle bir Müslüman olduğumu dile getirmek istiyorum. Bu yazıda, kötülüğün ne olduğunu ve insanın bu dünyadaki konumunu kendi inanç dünyamdan süzülen bir bakış açısıyla, sizi de sıkmadan anlatmaya çalışacağım.
Bir insan dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren kendini devasa bir yarış pistinde bulur. Henüz farkında olmasa da artık o bir yarışçıdır. Büyüdükçe bu yarışın hırsı ve hızı onu ele geçirir. Öyle bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız ki; eğer fiziksel özelliklerin bir kapıyı açmıyorsa para kazanman, paran yoksa zekanı bir silah gibi kullanman gerektiği dayatılıyor.
Peki, bu "genel kabul" dediğimiz sistemin araçları tek başına yetmediğinde insan ne yapar? İşte tam burada kötülük dediğimiz o karanlık yol devreye girer. Kişi, statü elde etmek veya yükselmek için karakterindeki iyilikten feragat etmeye, kişiliğini satmaya hazır hale gelir. İnsanlar ve toplumun dayattığı başarı kriterleri, maalesef bizi bu noktaya sürüklüyor.
Bir Müslüman olarak şunu gözlemliyorum: "Ben her şeye sahip değilim ama inanmayanlar her şeye sahip" düşüncesine kapıldığınız an, aslında o karanlık yola ilk adımı atmış oluyorsunuz. Oysa bu biraz da fıtrat meselesidir. Çok iyi bir ailede yetişseniz bile, nefsiniz "daha fazlasını" istediğinde sizi yanlış yollara sürükleyebilir.
Şahsen ben sadece huzur istiyorum. Dünyanın nimetlerine ve mallarına kendimi kaptırmaya başladığımı hissettiğimde, namaz kılarak ve bir gün öleceğimi kendime hatırlatarak dengemi buluyorum. Ne olursa olsun bu yarışın bir sonu var. Bir inanan olarak ben bunu kalbimde hissediyorum; her şeyin burada bitmeyeceğini bilmek, adımlarımı daha dikkatli atmamı sağlıyor.
Elbette bu dünyada çabalamayı ve en iyisi olmayı reddetmiyorum. Ancak kolay yoldan, başkalarını ezerek veya kötülük yaparak kazanılan bir paranın peşinde koşmaktansa; doğru yolda, dürüstçe çabalarken ölmeyi en şerefli sonlardan biri olarak görüyorum.
Burada mesele sadece bir dine mensup olmak değil; çünkü "Müslümanım" diyenlerin bile kötülük yapabildiğine şahit oluyoruz. Asıl mesele, nefse hakim olmaktır. Yani modern tabiriyle, hayvansal içgüdülerin esiri olmadan, iradeyle doğruyu seçebilmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder